Bir Tutunamayanlar Güzellemesi

   Edebiyat 2 Comments

Ben de okudum sonunda. Ah buraya ne aforizmalar yazılır oysa. Alıntılar yapılır, “ah canım Selimcim” denir, “bir kitap okudum hayatım değişti” denir. Hepsi de denmiştir. Üzerine çok konuşulması, bazı şeylerin değerini asla düşürmez ama.

Ben kendimi ve hislerimi anlatacağım. Çok geç okuduğum için hayıflandığım bir kitap bu. Hep başkalarını dinledim, dinledim ve korktum. “Dur bakalım dur hele” dediler. “Sen daha dünkü çocuk, önce bir Yusuf Atılgan okudun mu?” dediler. “James Joyce bilir misin, Virginia Woolf’un dizelerinde aklını bıraktın mı” dediler. Psikolojin iyi mi ki önce bir onu söyle” dediler. “Moralin bozulur, keyfin kaçar, neye uğradığını şaşırır, kendine gelemezsin. Orada Türkiye’nin yakın tarihine atıflar ediliyor, önce bir yakın tarih uzak tarih biliyor musun, ikili parti dönemini yalayıp yuttun mu ki buradaki referansları anlayasın. Sonunda düşer kalkamaz, inim inim inler ve sen de bir tutunamayan olursun” dediler.

Ne diyeyim, daha beter olsunlar.

Ne büyük ayıp, ne büyük bir acımasızlık. Birçok kişiyi hemen hiçbir konuda dinlememek için başka bir motivasyon kaynağı.

Sonunda dayanamayıp, “amaaan zaten tutunamıyorum, inceldiği yerden kopsun” dediğim güne şükrediyorum.

Ben kitabı okuduğum sürece kendimi hiç yalnız hissetmedim. Yalnızlığımı aldı ve çok şey verdi karşılığında. Ne bileyim, bu açıdan bile çok büyük bir kazanç. Belki sevdiğim işi yapamadan, bir daha aşık olamadan ölürüm. Ama o kadar da yalnız değilmişim işte. Benden önce yaşamış, aynı benim gibi hisseden, düşünen başkaları da varmış.

Çocukluğumdan beri belki garip olan yanlarımı sevdim, meşruluk kazandırdım onlara sayesinde. Kitap kahramanlarıyla arkadaş olamadığım için üzülüşüme, yazarlara içimi döküşüme, arada bir film olmak isteyişime, insanları şehirlere benzetişime, bazen kitapları insanlara tercih edişime, aynı anda herşey olmak isteyip hiçbir şey olamayışıma bir kulp takabilirim artık. Kahkahalarla güldüm çoğu zaman. Aşık olup olup bozuntuya vermemeye çalışmamla Gülseli, mühendisliği sevmeyişimle Selim, özbenliğimi bıkıp usanmadan arayışımla Turgut’um.

Çoğu zaman durup hayır dedim hayır! Akmasın bilincim, biz bu konuya nereden geldik? Ben gene nasıl bu çözümlemelerde kendimi buldum? Dön bir iki sayfa geriye dön. “Ayağa kalktı, dışarı baktı” diyor. Sonra üç cümle geçmeden beynimi ele geçiriyor. Büyü yapıyor adam resmen! Kelimelerin büyülü dansı. Dans sürekli değişiyor; tango oluyor bazen, güvenle başımı yaslıyorum omuzlarına, salsa oluyor ispanyolca kelimeler söylerken eğleniyorum, vals oluyor küçük burjuva edasıyla dönüyorum ortalıkta. Anlayamıyorum ama seviyorum. Ele güne karşı, yaşıma başıma bakmadan bir kitaba aşık oluyorum.

Bana göre kitabın tek eksiği kadın karakterlerin yeterince anlatılmamış olması. Keşke Gülseli’yi daha çok tanısaydım. Nermin hem tanıdık gelse hem de gerçekten sinir bozsaydı. Acaba Oğuzcum Atay’ın yeterince kız arkadaşı olmamış mı? İTÜ’de dersleri kırıp kantinde batak oynamamış mı kızlı erkekli? Ah be niye tanışamadık biz. Niye öldün be adam? Ben oynardım seninle batak. Hoşlandığın kızları ayarlamaya çalışırdım. Gerektiği zaman “sana kız mı yok be” derdim. Şu hayatımda her türlü insan var da senin gibisi neden yok be Oğuzcum Atay?

Bunlar tabi kişisel yorumlar. Kitapta siz bambaşka şeyler bulacaksınız. Ayrıca Kafka, Dostoyevski, James Joyce, Nabokov ve daha benim anlayamadığım bir ton şey de var  kitapta. Bana en çok yazdıran, kafa sesimi en çok açan kitaptır aynı zamanda. O nedenle ara ara okurum ben bunu. Düşünmek güzeldir çünkü, yazmaksa daha da güzeldir.

Yorum bırakın
2 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir